Yüzyılımızın vebası yalnızlık!

Yüzyılımızın vebasının yalnızlık olduğunu düşünmüşümdür hep. Hani Tyler Durden diyodu ya, biz tarihin ortanca çocuklarıyız diye, işte gerçekten de öyleyiz. Büyük devrimleri, büyük savaşları, büyük imparatorlukların kuruluşunu- yıkılışını görmedik. Devletin doğuşunu, medeniyetin başlangıcını, felsefenin çıkışını, monakrasinin hükmünü, soyalizmin devrimlerini filan da görmedik. Aslına bakarsanız biz hiç bir bok görmedik. İspanya iç savaşında veya Paris komününde yer alamadık. Fransa, Amerika, Haiti hatta yakın tarihimizde ki Küba devrimini bile göremedik. Mahir Çayanlar, Deniz Gezmişler gibi davamız uğruna ölümede yürüyemedik. Bzi sadece bize sunulanı yaşadık. Tek gururumuz, Gezi parkımız.

Sunephe

Minicik Bir Pastacı: Vacilando

Minicik Bir Pastacı: Vacilando!

vacilando

Instagram hesabımda paylaştığım tatlı fotoğraflarının birinin altına bize Fümee’de parmaklarımızı yedirten çok değerli şef Pınar Taşdemir‘den “Tatlı dedin mi Vacilando İstanbul! Tartlarıyla ve yanında ikram ettikleri likörleriyle 2014′ün en keyifli keşfi oldu benim için” şeklinde bir yorum geldi. Ben de Pınar’ın önerisi ile harika bir yer daha keşfetmiş oldum.

Vacilando Hikayesi

Özge Kırış bir tarafı da maceraperest bir tiyatro oyuncusu. Bence biraz da deli ama orasına tanışınca siz karar verin. Minicik, miniminicik bir yer yapmış kendine. -1 katta. Önünden geçer fark etmezsiniz. İçine girince havanız değişir. Evi gibi burası. Minimum bütçe ile yaratıp döndürdüğü bir yer. Ben “Burada, bu kadar küçücük yerde para kazanabildiğine çok sevindim.” dediğimde “Para kazanıyorum demeyelim.” şeklinde cevap geldi. Yani kendisini anca döndürüyor. Biraz daha fark edilmesi gerek bence.

Neyse, Özge tiyatroyu bırakıyor. Sebeplerini ben anlatmayacağım. Mutfak eğitimi alıyor. Amerika’ya gidiyor. Fransız bir şef ile birlikte çalışıyor vs vs vs… Sonra dönüp burada minicik bu dükkanı açıyor. Her şeyi kendi yapıyor. “Kremayı nereden alıyorsun?” dediğimdeki bakışını unutamam…

Tatlılar, kekler, tartlar, kişler… Bu minicik dükkan biraz take-away gözükse de ben neredeyse 2 saat kalıp Özge Kırış ile çok keyifli vakit geçirdim. Lezzete gelince. Şöyle söyleyeyim. Bu civarlar hep Fransız aileleri ile dolu. Fransa’dan gelenler… Şimdi bu insanlar bile gözümün önünde arayıp bir sürü sipariş verdiğine göre, gerçekten Fransızlar’ın hoşuna giden şeyler yapıyor. Ben yediğim her şeyden memnun kaldım. Kruvasanı neden ısıtıp vermediğine takmayın. O çıtırlık, o tereyağ hissi böyle daha güzel çıkıyor ortaya diyor. Fransız kruvasanı nerede var derseniz, bir elin parmaklarını geçmeyecek yerlerden birisi de işte burası.

Özge kedi dostu. “Evinde kaç kedi var?” dedim. “Benim üç tane var ama beş tane de tanımadığım misafir kedi var çıkaramıyorum evden” diyor. Gerisini siz düşünün (:

Haliyle dükkanda da bir de kedi var. Sokak kedisi ama buranın sahibi gibi. Ben de biraz nasibimi aldım haliyle. Tatlıları birlikte yemek zorunda kaldık ama olsun. Benim için keyifti! Bu arada endişelenmeyin, tatlıyı kediye ben ikram ettim.


Themagger Blogundan alınmıştır.

 
 
comments powered by Disqus
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=