Yüzyılımızın vebası yalnızlık!

Yüzyılımızın vebasının yalnızlık olduğunu düşünmüşümdür hep. Hani Tyler Durden diyodu ya, biz tarihin ortanca çocuklarıyız diye, işte gerçekten de öyleyiz. Büyük devrimleri, büyük savaşları, büyük imparatorlukların kuruluşunu- yıkılışını görmedik. Devletin doğuşunu, medeniyetin başlangıcını, felsefenin çıkışını, monakrasinin hükmünü, soyalizmin devrimlerini filan da görmedik. Aslına bakarsanız biz hiç bir bok görmedik. İspanya iç savaşında veya Paris komününde yer alamadık. Fransa, Amerika, Haiti hatta yakın tarihimizde ki Küba devrimini bile göremedik. Mahir Çayanlar, Deniz Gezmişler gibi davamız uğruna ölümede yürüyemedik. Bzi sadece bize sunulanı yaşadık. Tek gururumuz, Gezi parkımız.



Sunephe

Forgotify’ı Denediniz Mi?

Forgotify’ı Denediniz Mi?

Barmen

Dünya gezegeni, insanla birlikte diğer bütün canlılara ev sahipliği yapmasına karşın, insan diğer canlılara kıyasla daha gelişmiş olan biyolojik özelliklerini kullanarak gezegenin bütün kaynaklarına sahiplenmektedir. Bu sahiplenmenin sonucu olarak insan, ya diğer canlıların yaşam alanlarını yok etmekte ya da onlar için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. İnsanın mülkiyet hırsı, sadece toprakları ve hayvanları eşya konumuna indirgemekle kalmamış, aynı zamanda insanı da köleleştirecek kadar ileri gitmiştir. 

Aydınlanma Dönemi, insanın insanı köleleştirmesi anlayışının yıkılması için önemli bir gelişme olmasına karşın, hayvanların konumunda her hangi bir değişiklik olmamıştır. Bilim ve teknoloji, insan ve doğa gibi kavramların toplumsal alanda algılanışında köklü değişiklikler yaşanmasına yol açmıştır. Bu dönemde hümanizm düşüncesi güçlenerek, insan hakları kavramının gelişmesine önemli katkı sağlamıştır. İnsan merkezli anlayış etkisinde şekillenen hukuk sistemi sayesinde, insanın yaşama olanakları ve kalitesi artmıştır. Ancak hayvanlar açısından bunun tersi yönde bir gelişme olduğu söylenebilir. Aydınlanma öncesi toplumsal alanda insanların hayvanlara karşı tutum ve davranışları, modern dünyanın hukuk sisteminde de varlığını sürdürmeye devam etmiştir. 

Günümüzde hayvanlara karşı tutum ve davranışlarımızı belirleyen anlayışın kökleri, Aydınlanma Dönemi öncesi sahip olduğumuz dinsel ve felsefi yaklaşımlarda saklıdır. Aristoteles’in canlı yaşama ilişkin kurmuş olduğu tasarımın Aquinalı Thomas tarafından yorumlanmış şekli modern toplumun hayvanlara karşı tutum ve davranışlarını etkilemeye devam etmektedir. Bu döneminin hayvan hakları açısından en önemli kazanımı, bilim ve teknoloji sayesinde yeryüzündeki bütün canlı yaşamın kuvvetli bağlarla bağlı olduğunun anlaşılmasıdır. Bu sayede toplumsal alanda doğaya yönelik bütüncül bir bakış açısı güçlenebilmiş ve 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra hayvan hakları konusunda çalışmalar artmıştır. 

Aristoteles
 

GİRİŞ

Günümüzde hayvan hakları konusu, insan haklarının gölgesinde kalmış son derece kısır bir alandır. Hayvan hakları üzerindeki tartışmaların devam etmesi nedeniyle, bu yöndeki gelişmeler kendisini daha çok düşünsel alanda göstermiştir. Ancak bu düşüncelerin hayata geçmesi ve hukuki bir değer kazanması çok sınırlı bir alanda gerçekleşmiştir. Modern dünyada hayvan hakları konusunun gelişme gösterememesinin arkasında hayvanlara karşı insanların davranışlarını şekillendiren sosyal, ekonomik kültürel, dinsel vb. unsurlar bu-lunmaktadır. Zaten mevcut hukuk sistemi de insan davranışları temel alınarak düzenlenmiştir.

Irak ve Suriye’deki iç savaş, Avrupa’da ırkçılığın yaygınlaşması, ABD’de 11 Eylül saldırılarından sonra Müslümanlara yönelik tehditler, Filistin, Rusya, Çin gibi ülkelerdeki baskıcı ve ırkçı politikalar vb. gelişmeler, dünya genelinde insan haklarının istenilen düzeye ulaşmaktan çok uzak olduğunu göstermektedir. Gerçi İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası çeşitli metinler, bu alanda umut vaat eden adımlar olarak kabul edilebilir. Ancak çevre hakkının insan haklarının parçası sayılması yönündeki taleplere karşı gelen düşüncelerin de olduğunu görmezden gelemeyiz. Dünya üzerinde bir yanda temel insan haklarının bile uygulanmasında sorun yaşanan ülkeler, diğer yanda ise, insan hakkının ileri bir boyutu olarak kabul edilen çevre hakkının uygulandığı ülkeler aynı zaman diliminde yan yana bulunmaktadırlar.

İnsan hakları konusunda ciddi sorunların bulunduğu bir dünyada, hayvanların konumun ne olacağı konusunda sınırlı ve bir o kadar da etkisiz tartışma ortamının oluşması kaçınılmaz gözükmektedir. Her şeyden önce mevcut dünya düzeni içinde hayvan hakları savunucuları, insan çıkarları için oluşturulan sistem karşısında felsefi açıdan kimi sorunlar yaşamaktadırlar. Geçerli olan hukuk düzeni, sadece insanlar arasındaki ilişkileri düzenlememekte, aynı zamanda insan dışındaki varlıkların da hukuki statüsünü düzenlemektedir. İnsanın egemen bir varlık olarak yaptığı bu düzenleme, bütüncül çevre etiği açısından değerlendirildiğinde anlaşılabilir nitelikte olmaktan uzaktır. Dünyadaki bütün canlı sistemin bir biriyle ilişkili olduğu, en ilkel canlılardan en gelişmiş canlılara bütün sistemde sürekli bir madde alışverişinin yaşandığı, Aristoteles’ten bu yana bilinmesine karşın, egemen hukuk düzeni bunu görmezden gelmektedir. Hukuk sistemi, ekolojik sistemin bütünlüğünü göz ardı ederek bütün varlıkları insanın tahakkümü altına girmeye zorlamaktadır. Bu tahakkümün boyutları, insanların koyduğu pozitif hukuk kuralları ile doğanın kurallarının birbiriyle çatışır hale gelmesine yol açacak kadar ileri gitmiştir. Bugün yaşadığımız hava kirliliği, küresel ısınma, iklim değişikliği, türlerin yok olması vb. gibi olaylar, bu çatışmanın kaçınılmaz sonucundan başka bir şey değildir.

Bugüne kadar 1.75 milyon yaşam formu biçimsel olarak sınıflandırılmış ve tanımlanmıştır. Dünya üzerindeki biyolojik çeşitlilik konusundaki tahminler yaklaşık 5 milyondan 300 milyona kadar çıkabilmektedir. Ancak dünya üzerindeki biyolojik çeşitlilik insanlığın tehdidi altındadır. İnsanın yaşam alanını sürekli olarak genişletmesine bağlı olarak birçok canlının soyu ya tükenmiştir ya da sayıları tehlikeli bir noktaya gelmiştir. Bir yandan bitki çeşitliliğinde azalma, diğer yandan omurgalı türlerin azalması, makasın çift taraflı olarak daraldığını göstermektedir.

Canlı yaşamın bu şekilde yok oluşunun en önemli nedeni, insanların hayvanlara karşı faydacı bir yaklaşım içinde olmasıdır. Ge-nel olarak insanın ehlileştirilebilen ve kendisi için faydalı gördüğü hayvanları korurken diğerlerine karşı bir umursamazlık tavrı içinde olduğu söylenebilir. Evcilleştirilen hayvanlarla insanlar arasındaki hukuki ilişki ise, beslenme, taşı-ma, güvenlik, eğlence vb. amaçları için araç olarak gören sahiplik-mal ilişkisi üzerine kuruludur.

İnsanın günlük yaşamında, hayvanların konumunun yeniden düzenlenme-sini talep edenlerin istekleri, genel olarak hayvanlara karşı kötü muamelenin önlenmesi ile sınırlı kalmıştır. Medya, bilimsel gelişmeler ve artan çevre bilincinin etkisiyle, hayvanlara karşı olumlu yaklaşımları güçlendirmiştir. Ancak bu gelişme, toplumsal alanda parlamentoları etkileyecek boyutlara ulaşmamıştır. Hayvan hakları savunucularının görüş ve düşüncelerinin toplumun geniş bir kesiminde karşılık bulamamasının bunda etkisi olmuştur. Her şeyden önce toplumun çoğunluğunun hayvanların konumunda bir iyileşme ve onlara kimi koruma mekanizmaları getirilmesine hazır olmadıkları söylenebilir. Diğer yandan, evcil hayvanların insan yaşamında önemli bir ekonomik değere sahip olması, insan haklarıyla hayvanlar konusundaki düzenlemeleri kolaylıkla bir biriyle çatışan bir alan haline getirmektedir.

İnsan, faydacı bir yaklaşım çerçevesinde, doğa üzerinde değerli gördüğü her şeye sahiplenmektedir. Üstelik bu süreç içerisinde, kendisinin belirlediği kuralları da adeta doğal yaşama dayatmaktadır. Diğer bir ifade ile insan doğanın kurallarına uymamakta ısrarcı davranmaktadır. Bu da kaçınılmaz olarak havanın, suyun, iklimin, bitkilerin, hayvanların kısaca bütün ekolojik yapının bozulmasına neden olmaktadır. Bugün modern insanın kullandığı insan mer kezli hukuk sistemi, gerçekte ekolojik dengeyi sarsan temel bir unsur haline gelmiştir. Bu gelişmenin en önemli mağdurları, kuşkusuz kısa vadede hayvanlardır, ancak uzun vadede insanlar olacaktır. Bu mağduriyeti giderme çabaları, diğer bir ifade ile hayvan hakları konusu, doğayı bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde kabul eden felsefi bir yaklaşım çerçevesinde bu makalede ele alınmaktadır. 

PDF \ OKU

 
 
comments powered by Disqus
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=